Sevgili Martin Eden'e / Jack London - Martin Eden Kitap İncelemesi

https://aynahikayesi.blogspot.com/2019/11/sevgili-martin-edene-jack-london-martin.html


"Yazma arzum, içimdeki en hayati şeydir benim."
"Bazen bana öyle geliyor ki bütün dünya, bütün hayat, her şey içimde duruyor ve sözcüsü olmam için feryat ediyor. Hissediyorum... ama anlatamıyorum..."

Kim Bu Martin Eden?


Sevgili Martin'in, kendime en yakın hissettiğim cümleleriyle başlamak istedim söze. Arkadaşımmış gibi 'Sevgili Martin' dediğime bakmayın, bir roman kahramanından bahsediyorum. Hani içinde kendimize ait ne kadar şey bulursak o kadar çok severiz ya bir şarkıyı, bir kitabı, bir insanı... okuduğum her kitapta illa ki kendimden bir şeyler bulmuşumdur ama, Martin Eden'de kendimi gördüm. Bu kadar özdeşleştiğim bir adam gerçekten yaşasaydı ve tanışmış olsaydık neler olurdu diye de düşünmeden edemedim açıkçası:) Aslında bir nevi yaşamış olduğu da söylenebilir. Çünkü Jack London'ın bu kitabı, kendi hayatının bir bölümünün romana kurgulanmış hali olması nedeniyle yarı otobiyografik roman olma özelliğini taşıyor. Bir sözcüğü defalarca tekrar ettiğinizde, bir süre sonra anlamını yitirmiş gibi hissedersiniz ya, Jack London da çok duyduğum, ama hiç merak etmediğim bir yazardı. Okumadığım halde, arabeskleşmiş bir kolaycılıkla ezilmişlerin hararetli savunucusu olduğuna dair bir ön yargı oluşmuştu kafamda. Ta ki, Parantez Kitap Kulübü'yle tanışana kadar. Bir önceki yazımın 'Kitap Kulübü' filmi üzerine oluşu da, hayatın bana bir mesajıydı belki kim bilir ;)

Yazıyı okumuş olanlar için iki kitap kulübünün birbirinden tamamen farklı olduğunu söylemeliyim. Grinin 50 Tonu, kulüpte okunacaklar listesinin son sırasında bile yer almaz diye tahmin ediyorum :) Kısa bir süre önce haberdar olduğum kulüpte bu ayın incelenecek kitabının Jack London'ın Martin Eden adlı kitabı olduğunu öğrenince heyecanla kitapçıya gittim. Son okuduğum, Azra Kohen'in 'Gör Beni' kitabı da kalınca bir kitaptı ama, en sevdiğim yazarı okumak zaten hiç bitmesin istemekti. Fakat şimdi belli bir sürede bitirmem gerekti. İlk başta gözüm korksa da, Martin'le tanışınca yazara dair ön yargılarım silinmekle kalmadı, üstüne hayran oldum.

1909 yılında yazılıp basılmış ve Dünya Klasikleri arasına girmiş olan roman, bir gemi işçisinin yazar olma serüvenini anlatıyor. Eserdeki olaylar, Jack London'ın yaşadığı zamanda ve yine onun yaşadığı yerde , Amerika'nın California Eyaleti'ndeki Oakland şehrinde geçiyor. Potansiyelini fark etmesiyle, kendinin en iyi versiyonunu gerçekleştirmeyi nihai hedef haline getiren, aşka aşık, bir tutku timsali olan Martin'in hikayesi için en doğru sözcük serüven olur diye düşünüyorum. Gazete ve dergilere gönderdiği yazılar defalarca geri dönerken, nasıl oluyor da ülkenin en tanınmış, en aranan yazarına dönüşüyor Eden? Roman, Martin'in bir kavgada yardım ettiği Arthur'un onu yemeğe davet edişiyle başlıyor. O gün tanıştığı, Arthur'un kız kardeşi Ruth ile aralarında gelişen aşk ve bu aşkın önündeki en büyük engel olan sınıfsal farklılık ise kitabın temelini oluşturuyor. Fakat her sözcüğü özenle seçilmiş, betimlemeleri bu kadar dozunda kullanılmış, duyguları böylesi derin hissettirebilen, felsefeye, psikolojiye, sosyolojiye, evrime, ideolojilere dair her kesim insana hitap edebilecek nitelikteki bu şahane kitap; asla bir zengin kız-fakir oğlan klasiğinin içinde sıkışıp kalmıyor.

 "Azizenin gözleri gizemlerden, tasavvur edilemez heyecanlardan ve ebedi hayattan bahsediyordu. Onun ruhunun aynası olan gözlerde, kendi özünün de emaresini görmüştü." 

Arthur'un yemek davetine icabet edişiyle, o ana kadar sadece kitaplarda okuduğu masalsı bir gerçekliğin içinde buluyor kendini Martin. (Kahramanımızın, ucundan kıyısından da olsa az çok kitap okumuşluğu var yani.) Üst sınıfa has görgü kurallarından bi haber oluşu, ev ahalisinin sohbet sırasında kullandıkları, fakat Martin'in anlamını bilmediği sözcükler, ondaki bilme ve öğrenme isteğini ateşliyor. Ruth'la bire bir sohbetleri esnasında tesadüfen salonda bulunan kitaptan bahsetmeleri ve büyüleyici güzellikteki, masumiyet ve zarafet tanrıçası gibi gördüğü Ruth karşısında Martin, yetersizlik duygusuyla tanışıyor. O ki, mertliğin ve dürüstlüğün yeryüzü temsilcisi, kaslı vücuduyla her tür zorluğun üstesinden gelebilmiş genç bir adam. Fakat Ruth'ta gördüğü Tanrı sureti(dinsel manada değil), onun kültürel seviyesine ulaşması için bir bebek gibi baştan başlayarak her şeyi öğrenmesi gerektiği düşüncesini ortaya çıkarıyor. Herkeste var olan, kendinin ise yaşam şartlarından dolayı ortaya çıkaramadığı potansiyelini fark ediyor aslında. Başlangıçta her şey, Ruth'a duyduğu uhrevi aşk için alevleniyor. Martin neredeyse tüm zamanını okumaya ve kendini her bakımdan geliştirmeye adayan bir hayat sürerken, zaten zor olan hayatı daha da zorlaşıyor. Çünkü ya gün boyu çalışacak, ya da, Ruth'un aldığı eğitim düzeyine erişmek için hızlandırılmış bir eğitimi -üstelik kendi kendine- başaracak. Beklenen gün gelecekse çekilen acılar kutsaldır hesabı, sefalet engel olamıyor Martin'e. Öte yandan, zıtların birlikteliği denebilecek olan bu aşk, gençlerin görüşmelerinin devam edişiyle perçinleniyor.

Denizci Martin Neden Yazmayı Seçti?


Kaba saba, fakir, eğitimsiz, fakat kadınları etkileyebilecek yakışıklılıkta olan bu adam, başka bir meslek değil de niye yazarlık yaparak hayalini süsleyen Ruth'a layık olabileceğini düşünüyor peki? Martin'in, kıvrak zekasıyla daha da hızlandırdığı kendini eğitme süreci devam ederken, kendi kazancı dışında aile gibi bir desteği olamadığı için bir süre sonra çalışması gerekiyor. Bu aşamada, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için mesleği olan denizcilik devreye giriyor. Denizlerin ve dünyanın muhteşemliğini Ruth'la paylaşma arzusunun alevlediği yaratıcı ruhu, bu güzellikleri sadece Ruth için değil, daha geniş kitleler için yeniden yaratma dürtüsünü uyandırıyor. "Eğer hayat ona çok daha fazla şey ifade ediyorsa, o da hayattan çok daha fazla şey isteyecekti." "Gördüğünü dünyaya gösteren bir göz, duyduğunu aleme duyuran bir kulak, hissettiğini insanlara duyumsatan bir kalp olacaktı. Mesleği ve Ruth'u kazanmanın yolu, yazmak olacaktı."


Martin'e Göre Başarı; İyi Etmek Demek



Kitabın bu bölümünde, acaba yazarlık o yıllarda para kazandıran bir meslek miydi, keşke o dönemde yaşasaydım diye iç geçirmedim değil :) Fakat okudukça Martin'in bakış açısından kaynaklandığını gördüm. O her zaman büyük resme odaklı bir karakter. Gazete ve dergilere gönderdiği yazılar karşılığında kazanacağı paraların onu geçindirmeye yeteceğini, öte yandan denizde ya da başka bir işte çalışırken kaybetmekten korktuğu zamanın okuma sürecine yatırım olacağını düşünüyor. Diğer yazarlarla kendini kıyasladığında kendinde gördüğü yazabilme kabiliyeti de, kendini önce kendine kanıtlamasını sağlıyor. Hedefi, yapabileceğinin en iyisini yapıp var oluşunda taşıdığını bildiği yeteneğiyle 'en' olmak. Ama asla şöhret için yapmıyor bunu. Kitapta geçen bir cümlede yazdığı gibi; "O bir şöhret düşkünü değil, Tanrı'nın çılgın aşıklarından biriydi sadece." Kahramanımızın başarı anlayışı da yine aynı düşüncede buluştuğumuz yönlerden biri. Onun tabiriyle; 'iyi etmek'. "Başarı keyif aldığın şeyi yapmak değil, onu yaparken haz almaktır. Hizmet edilecek tek efendi güzelliktir."

 Kitapta Ruth'un piyano çaldığı bölüm(27) yarı fantastik bir film izler gibi gözler önüne seriliyor. Jack London'ın tarzına hayran olduğum bölümlerden biriydi. Adeta iki bedenin ruha dönüşümünü sunuyor. Aşkın, ilahi aşka varışı da denebilir kanımca. Bu noktada yazar kadar övülmeyi hak eden biri daha var ki, çevirmen Levent Cinemre. Kitapta bahsi geçen yazarların, şairlerin, felsefecilerin, eleştirmenlerin, şiirlerin, metinlerin hangi kültürel, sanatsal, siyasal tutum ve özellikleriyle bu kitaba girdiklerini, dolayısıyla kitabı daha iyi anlamamız için özel bir bölüm oluşturmuş. Bu notlar sayesinde, ikide birde Google'ı ziyaret etmekten kurtuluyorsunuz. Martin'in idol olarak gördüğü sıkça adı geçenlerden biri ve sosyolojinin kurucularından olan Herbert Spencer'ı ise ayrıca incelemek isteyebilirsiniz. Yine kitaptaki karakterlerden Martin'in arkadaşı, Brissenden'i de ayrı seveceksiniz.

Parantez Kitap Kulubümüz'de bir çok yönüyle ele aldığımız yazar ve kitap için en dikkat çeken taraf, Martin Eden'in bireyciliği ve Jack London'ın sosyalistliği üzerineydi. Bu kısmı ve kitabın çarpıcı sonunu, okuyan ve okuyacak olanların takdirine bırakıyorum. Yazmak ve aşk uğruna açlık sınırlarında yaşamaktan, yeri geldiğinde bayılacak kadar çalışmaktan kaçınmayan, idealleri uğruna imkansızı gerçekleştirmeyi amaç edinen bu yakışıklı ve cesur adamdan etkilenmemek mümkün değil. Her birimizin kendi yaşamında ya da çevresinde bir Martin Eden olduğunu düşünüyorum. Kulüp sayesinde tanıştığım bu kitap bana tam zamanında geldi. Parantez Kitap Kulübü'nde bu kitabı incelememize vesile olan, katkı sunan herkese sonsuz teşekkürler.

https://aynahikayesi.blogspot.com/2019/11/sevgili-martin-edene-jack-london-martin.html

Sevgili Martin'e;


Yaa işte Sevgili Martin, senin hikayeni okumadım yalnızca, seni yaşadım. Hatta hala sevdiği işle var oluşunu sürdürmeye kafayı takmış bir işsiz olarak, başka işte çalışırsam yazmaya ve okumaya istediğim zamanı ayıramayacağım diye, evrene gönderdiğim mesajlar bu düşüncemin negatiflemesiyle evrene ulaşamadan spam kutusuna düşüyor. Seni o kadar derinden anladım ve hissettim ki, yine bu yazım da yazmaya doyamadığım, bitirmeye kıyamadığım uzun yazılarımdan birine dönüştü. Yaşadığımız bu yaşam diliminde artık hayat hepimiz için çok hızlı akıyor. Fakat insanlar hep aynı. Senin dönemindeki üst sınıf yine var. Yine para en büyük güç rolünü elinde tutuyor. Seninle benzer yollarda yürümüşüz bu arada. 20'li yaşlarımda, kendi başıma ayakta durabilirsem özgür olurum mottosuyla, çamaşırhanenin o bayıltıcı sıcaklığında benim de çalışmışlığım var mesela. Yazmaya yeni başladığımda, tıpkı senin gibi, uykuda geçen vaktin zaman kaybı olduğu düşüncesine kapıldım. Hatta şu anda hangisi olduğunu hatırlayamadığım bir yazımda, bir dilek hakkım olsa, tabletlerden itibaren yazılı olan her şeyi okuyabilme ve hatırlama kabiliyetim olsun isterdim demiştim. Ruth'un, "Neden gazeteci olmuyorsun?" sorusuna "Üslubum bozulur. Başkalarınca dile getirilen şeylerin tekrarı bu." diyorsun ya, o yüzden gazetede köşe yazarlığı yapmak cazibesini yitirdi benim için ve bıraktım. Yazdıklarından kelime başına para kazanmanı da deneyimledim, merak etme :) Bir hevesle öğrendiğim İçerik Editörlüğü maceram da, verilen emeğin ve zamanın yanında, ödenen paranın komedisini görüşümle pek uzun sürmedi. Eh tabi yine senin gibi ben de ticarete uygun biri değilim. Dediğin gibi; "Ruhsuz, aptalca, çıkarcı, başkalarını kazıkladığın bir iş olarak görüyorum ticareti."

Bunca benzerliğimiz dışında, ayrı düştüğümüz bir nokta var seninle aramızda. Paulo Coelho'dan öğrendiğim 'hayat menkıbesi' sözcüğünün anlamı farklı ikimiz için. Bir son olmadığını, aslolanın yol olduğunu biliyorum. Okyanus girdaplarının tatlı deniz kızı şarkılarını duysam da, kendi denizlerimde yüzmenin tadını değişmiyorum hiç bir şeye. Bana şimdide yaşamanın hazzını yeniden hatırlattığın için, yalnız olmadığımı hissettirdiğin için çok teşekkürler. İçime çektiğim nefeste, evrenin soluğunda hissediyorum seni...

Varoluşa aşkla...





Aytül Laçin



Sevgili Martin Eden'e / Jack London - Martin Eden Kitap İncelemesi Sevgili Martin Eden'e / Jack London - Martin Eden Kitap İncelemesi Reviewed by Aytül Laçin - aynahikayesi.blogspot.com on Perşembe, Kasım 07, 2019 Rating: 5

8 yorum:

  1. Hiç beklemediğim şekilde ben de bu kitabı çok sevmiştim. Kendimi zorlayarak başladım, her sayfada Martin'e hayran olarak bitirdim.

    YanıtlaSil
  2. Jack London'ın ilk okuduğum kitabı Martin Eden. Onu okuyup bitirdikten sonra bütün kitaplarını okudum. Öyle sardı sarmaladı ki beni, elimden kitaplarını düşürmediğim dönemde eşim ve çocuklar "Jack London'ım benim" diyerek dalga geçmeye başlamışlardı benimle:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel bir sesleniş olmuş :) Ben de ilk Jack London kitabı olarak Martin Eden'i okuduğuma sevindim. Her ne biçimde olursa olsun yazan herkesin okuması gerekenlerin başında bence. Çünkü Martin'in azmi hepimize cesaret verecektir. Teşekkürler Sevgili Jack London ;)

      Sil
  3. Cek Londonun bir çok romanını okudum. Martin Eden Azerbaycanlı okurlar tarfından da çok beğenilerek okunan bir kitap. Zaten benim de okumam gerek diye düşünüyordum her karşılaştığımda ama sizin bu yorumunuzdan sonra okumam artık şart oldu. Doğrusu kahramana seslenişiniz de içimdekilere tercüman gibi. Çok güzel bir yorum olmuş. Yüreğinize sağlık.
    Mim yazılarını seviyormusunuz bilmem, ama bir az farklı olduğunu düşündüyüm bir mim başlatdım. Sizi de mimledim son yazımda😊 Bir uğrar ve mimi yaparsanız çok mutlu etmiş olirsunjz beni. Sevgiler ❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diğer kitaplarını okumadım henüz ama, sıradaki kitaplarımı bir okuyayım, onlar da sıraya girdi artık :) Aynı duygularda buluştuğumuza çok sevindim. Yazmam gayesine erişmişdemektir o halde ;) Çok teşekkürler
      Mimleyen arkadaşlarımı hiç geri çevirmedim. Tabii ki zevkle yazıcam:) Çok teşekkürler, sevgiler benden de kocaman...

      Sil
  4. çok sevdiğim bir kitap martin eden. ve bu romanını yazdığı eve gittim, california oakland'daa :) evin önünde teknesi de vaaar :)

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.