Başarıyı Anlamak / Anahtar

https://aynahikayesi.blogspot.com/2019/05/basariyi-anlamak-anahtar-hayat-muzik.html


"Hayat müzik eşliğinde bir eğlenceydi. Ve sen müzik çalarken parçaya eşlik ya da dans etmeliydin."
Alan Watts

Milyarlarca genetik olasılık arasından, dünyaya gelmeyi başarmakla başladı her birimizin hikayesi. Bu başarmanın ilk basamağıydı. Emeklemeyi, yürümeyi, konuşmayı becerebildikçe sevindik, mutlu olduk. Öğrenmemize ve gelişmemize katkı sağlayan her şey hayatta olmanın, yaşama sevincinin birer basamağı oldu. Sonrası -en çok da okul döneminde- başlayan kıyaslamalar, sıfatlarla tanıştırdı insanı. Sınıfın en çalışkan öğrencisi, en güzel kızı, en yakışıklısı, sporda en iyisi gibi kriterler girdi hızla yaşama. Sınavlarla, yarışlarla tetiklendik. Sonra; yeteneklerimiz, karakterimiz göz ardı edilerek her birimizin en iyi olmasını buyuran sistemin dikenli tellerine takıldı birçoğumuz. Kimi kendi yolunu buldu, kimi yanlış pistte koştu.  

Bir aldatmacanın içinde sürekli beklentide tutularak, kaçırılan hayatların sayısı hiç de az değil. İyi bir üniversiteye gir, toplumda takdir gören, bol para kazanabileceğin bir işin olsun, evlen, çocuk yap, ev al, taksit öde, çocukları evlendir/taksit öde. Bu arada ertele asıl yaşamak istediğin hayatı. Yaşlanmış bedenin, azalan enerjinle emekli maaşını al ve huzurla ölümü bekle. Kendimizi kandırıyoruz hayat boyunca. Sona varmak için koşturuyoruz adeta. Ya aslolan son değil de; yolsa?.. 

En verimli çağında heykellere adeta can verecek yetenekli ellerin neşter tutsun mesela. Yine can katıyorsun belki ama, 'Sanatta manatta para yok. Hobi olarak ilgilenirsin sonra' lafını hiç mi etmediniz meslek seçmeye çalışan lise çağındaki bir çocuğa? Ya da dönemin en çok kazandıranı neyse ona göre belirle mesleğini diyenler olmadı mı size o yaşlarda? Kadınların sahneye çıkıp oyunculuk yapmasına izin bile olmadığı zamanlardan şimdiye evrildi insanlık. Neyse ki artık bir çok ön yargı yıkıldı eskiye nazaran. Zincirleri kıra kıra, bedel ödeye ödeye geldik bugüne. Bu konu zaten başlı başına ele alınacak ayrı bir yazı içeriği. Demek istediğim, sanat veya teknoloji ya da başka bir dal olsun, meslek seçiminde öncelik verdiğimiz hep iki şey oldu tarih boyunca; para ve prestij! Yani başarılı olmanın iki ölçüsü olduğuna inandırıldık hep. Paranın gücünün hiç de azımsanamayacak boyutta olduğu aşikar. Ama tek başına, mutlu etmeye yetmediği de bir gerçek. Saygınlıksa kendine ve çevrene duyduğun saygının yansımasıdır yalnızca. Ne para ne de mevki gerçek prestiji sağlayamaz. Olsa olsa kral çıplak diyemeyenlerin cesaretsizliğinin sonucu ortaya çıkan maskeli baloda, çıplak kalmışlığının resmidir elindeki. Hani ne oldu o koskoca krala? 

Başarı, TDK sözlüğünde; "Kişinin yetenek ve yetişmeye bağlı olarak gösterdiği ansal ya da eylemsel etkinliklerinin olumlu ürünü, bir işi istenilen biçimde bitirmek, elde etmek, istediğini bulmak." olarak açıklanmaktadır. Herkes aynı alanda aynı başarıyı gösterecek anlamına gelmediği gibi, çevrede kabul görmek için hırs içinde, başarıdan başarıya koşma derdinde kaçırılmış bir hayat hiç değildir. Sevilme ihtiyacını karşılamak üzere geliştirdiğin her strateji içi boş kocaman birer balona dönüşür. Alkışlayanların, önünü ilikleyenlerin olur karşında. Mutlu da hissedersin belki. Ya sonra?.. Başkalarının takdiri olmadan mutlu olamayan, bir sonraki çıtayı yükseltmek için yaşamın en sade güzelliklerini kaçıran biri geçer aynada karşına. Yarattığını sandığın, timsal insana bakarsın aynada. Ama orada tek başınasındır. Ne alkışlayan vardır, ne de eğilen önünde. Aynadan bakanın gözlerindeki hüznü görürsün. Kendini yok saymışlığın bakmaktadır sana doğru. Bedenin ayrı düşer ruhundan, kaybolursun...

Elbette her insan sevilip takdir edilmek ister. Bize unutturulansa; bunu sadece kendimiz olarak başarabileceğimizdir. Bir filmde burnunun aşırı büyüklüğünden dolayı sürekli ötekileştirilen bir adamın hikayesini izlemiştim. İtfaiyeci olarak yaşamını sürdürürken, bir gün yangın kokusunu çok uzaklardan alabildiğini fark edip büyümeden yangınlara müdahale etmeye başlıyordu ekibiyle birlikte. Daha önce fark edemediği yeteneğiyle can kurtarırken, burnu güzelleşmeye başlıyordu herkesin, ama en çok da kendi gözlerinde. Kimi zaman doğuştan getirdiğimiz yeteneklerimizi keşfetmek zaman alsa da, en büyük başarı; potansiyelini ortaya çıkarabilmektir. İlla ki hepimiz var olan ve geliştirilebilir yeteneklerle geliyoruz dünyaya. Sunulan veya dayatılanı değil, kendimizi seçmemiz gerekiyor yalnızca. Her yaptığın sen kokmalı, seni yansıtmalı ki yabancılaşmayasın aynadaki gözlerinle. Severek yaptığın her eylem anlam katar hayatına/hayata. 

Koşullar diye diye gömüldüğün yaşamında, tek ihtiyacın olan elinden gelenin en iyisini yapmak yalnızca. Kolları olmayanların resim yapabildiği bir gerçeklikte, yapamazsın diyenlere inat; gerçekçi olup imkansızı başarmak. Dağılmış, saçılmış olan parçalarınız toplanıp gerçekte olan kusursuz sizi yansıtır. Beğenmediğiniz, bastırdığınız parçalarınızı da bir araya getirmelisiniz. Onlar da hikayenizin bir bölümüdür. Sizi tanımlamaz, sadece katkıda bulunurlar. Başarı bir anahtardır; varoluşun anlamının kilidini açar. Bir ağaç yetiştirebilmektir başarı. Yuvasından düşmüş bir kuşa, tekrar uçabilene kadar annelik etmek. Anlamlarla varız hayatta. Sevmek ve fark etmek için dizayn edilmiş her şey. Sevilmek ve takdir edilmek için değil yalnızca. Basamaklara ayrılmış gibi gösterilen yaşamda, ulaşılacak hiçbir yer yok. Sadece yol var. Yürümen gereken yol...







Başarıyı Anlamak / Anahtar Başarıyı Anlamak / Anahtar Reviewed by Aytül Laçin - aynahikayesi.blogspot.com on Cuma, Mayıs 17, 2019 Rating: 5

16 yorum:

  1. Son günlerde okuduğum en güzel yazıdır desem az kalır. Kutlarım. İlerleyen yaşlarda gerçeğin tokat gibi yüzümüze vurduğunu anladığımız fakat geç kalmışlığımızın içimizde yarattığı fırtınalar. Okullarda ders niteliğinde okutulmalı. Şaka yapmıyorum.. Ellerinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de aldığım yorumlar içinde beni en mutlu edenlerden biri oldu yorumunuz. Çok çok teşekkür ederim.
      Geç kalmışlığın yarattığı fırtınaların doğuracağı yeni düzlüklerde daha cesurca yürürüz belki kimbilir ;)

      Sil
  2. Dediklerinizi henüz 19'umda farketmiş olmanın sevincini yaşadım şuan. ''Dünya'yı gezmek mühendis olmaktan daha keyifli'' mottosuyla çıkacağım Dünya turuna bir kaç satır daha ilham eklediniz. Ölmek için değil, yaşadığını hissedebilmek için çabalayanlara selamlar.
    Bende bloğuma beklerim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte sözcüklerin tılsımı ;) Oh ne güzel cıvıl cıvıl bir yorum. Benzerlerimizle karşılaşmanın müthiş hissi :) Yaşam, sizi hep ve kolaylıkla, hayallerinizin içinde yürütsün :)

      Sil
  3. Çok güzel yazı. Tesekkur ederim:)

    YanıtlaSil
  4. Kalemizi sağlık ne güzel anlatmışsınız. Toplumumuz daha çocuklukta başlayan bu süreç iş hayatı ve devamında da devam ediyor. Hep bir kıyaslama bir şeylere yetişme telaşı takdir görme çabası içindeyiz maalesef . Ama bir çok şeyide kaçırdığımız çok geç farkediyoruz.
    Sizi takibe aldım. Bana da beklerim. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En garip yanı da farkında olup da hayatımıza geçirmekte zorlandıklarımız sanırım :) Çok teşekkürler, sevgiler...

      Sil
  5. ne guzel yazmıssınız kaleminize sağlık sevgi ile kalın ..yazmayın bırakmayın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam da yazmaya vakit ayıramadığım bu dönem teşvik oldu sözleriniz. Çok teşekkürler ;)

      Sil
  6. Okurken çok keyif aldım yazıyı. Maalesef kıyaslama yapmaktan vazgeçemiyoruz toplum olarak. Yaşam o kadar hızlı akıyor ki, biz farkına varamadan elimizden akıp gidiyor. Yaşamın son deminde elimizde yaptıklarımız ve gerçekte yapmak istediklerimiz kalıyor, gerçek olan da geç kalmışlık yaşamda artık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler beğenmenize sevindim. Yapmak istediklerimizle yapabildiklerimiz arasındaki farklılıklar da ruhumuzda uçurumlar oluşturuyor maalesef. Aklımız, kalbimiz ve hayatımız aynı kulvarda var olur umarım.

      Sil
  7. Aslolan son değil yolsa lafin herşeyi özetliyor. O yolda giderken farkinda olabilmeli ve tadina varabilmeli. Neye ulaşmak için nelerden vazgeçiyoruz bunlari iyi düşünmeli 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mazinin ayak seslerini peşimize takmadan, vazgeçmeden yürümeli yolda değil mi ama ;))
      Teşekkürler katkın için Deryacım :)

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.